1 Mayıs 2016 Pazar
10-11. Günler
Başlıktan da anlaşılacağı üzre, bu iki soruyu da çok fena geçiştiricem:) Aslında soru tam da bu değil ama içimden geçen cevap buna yakın:
Güçlü ve zayıf yönlerimi düşünüp bulamıyor olmamın süper bi insan olmamla ilgisi yok, olsa olsa kendini tanımamakla ilgilidir. Aklıma gelenlerin güçlü yön mü, yoksa zayıf bir yön mü olduğuna emin olamamama ne demeli? Gamsızlık mesela. Seviyorum ben bu yönümü ama çevremdekilere sormak lazım. Benim işime geliyor çoğu zaman, "Amaaan" diyip geçiyorum.
Duyduklarımı ve okuduklarımı yanlış anlama eğilimim var ciddi ciddi. Kim der ki bu insan hayatını kitaplardan kazanıyor:) Yanlış anladığım şarkı sözlerini yazmaya kalksam ansiklopedi değil de, bi fanzin eder en azından. Misal bi örnek; Kendimi bunun için mi yorcam ben? (Kalbimi kırdın geçilmiyor camdan(!)) Hatta 90'lı yıllarda kırık dökük İngilizcemle Nirvana'nın şarkısını da "Dünyanın en tuzlu adamı" olarak çevirip, üstelik bu şekliyle de severek dinlemiştim. With the man who sold the world'den bahsediyorum elbette. Bir de yanlış okumalarımı örneklendireyim, tam olsun. Gerçi burada hata bende değil, hatanın büyüğü tabelacıda. Birleştirmeyin kardeşim şu kelimeleri, zaten ayrıyken bile yeterince zorlanıyorum anlamlı bir cümle yapmakta. Bornova'da bir arkadaşımla yürürken, benim bir kuaför camındaki yazıyı görmemle başladı her şey. Hala yıllardır bıkmadılar usanmadılar, dalga geçe geçe eskidi konu. Bir müddet kendi kendime mırıldandım, yok olmadı, çözemedim. Arkadaşıma dönüp "sarım ne demek be?" diye sordum.
"Hani, nerde gördün?"
"Aha işte, saçta sarım?"
Kuaför, saç ve sarmak. Çok uzak değiller birbirlerinden esasen.
"Saç tasarım olmasın o, gerizekalı."
Arkadaşımın o bakışını unutamıyorum. Durumu komik bulmaktan ziyade, "Kimlerle arkadaşlık yapıyorum lan ben?" ifadesi hakimdi yüzüne. Dün gibi. Hala arkadaşız.
Sakinliğimle karşımdakini delirtebildiğimi deneyimledim çok kez. Öfkelenmiyorum, parlamıyorum hemencik. Daha doğrusu zıvanadan çıkma eşiğim yüksek diyelim. Ev arkadaşlarımla aramızda zaman zaman soruna yol açtı bu durumum. Sanki bir kavga taktiğiymiş gibi algılanmaya müsait. İşe de yarıyor he, haberiniz olsun. Karşıdaki sinirden zıp zıp tepinirken, kulaklarından ateş çıkarken "Canım yaa, şimdi sen öyle zıplıyorsun da bak zeminin orası içe göçük, az ötede mi zıplasan ki? Yazık, kulakların da yandı hep zaten. Bi de hakkaten benim hiiiç kavga edesim yok. Kahve?" dedikten sonra üzerime laptop atılmışlığı var.
Nasıl da kendimi anlatamıyorum. Bu da "geliştirmeye açık yönüm" diyip bitireyim, plaza jargonunu da blogda kullanmadım demem.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
"ellerimi beğenmiyorum"u da ekledim arşivime :))
Yorum Gönder