Eskiden cumartesileri öğlene kadar uyur, günün geri kalanında da döne döne yatardım evin muhtelif yerlerinde. Çoğu zaman fazladan tek bir cümle bile kurmaya üşendiğimden, telefonumu da kapatırdım. Özgür hissetmenin böyle bir şey olduğunu sandığım zamanlardı. Şimdi günlerim birbirinden farksız, çoğunlukla günü de, saati de, hatta ayı bile karıştırdığım olur. Yaşadığım yerde hayat çok yavaş akıyor çünkü, gün kesinlikle yirmi dört saat değil. Bugün cumartesiymiş mesela ama ben yataktan kalktığımda gün yeni yeni ağarıyordu. Muhtemelen üç-dört saat uyudum. Zamansız çişleri gelen ve acıkan köpekler olmasa belki bi miktar daha uyuyabilirdim ama şikayetçi değilim. Birazdan pazara gidip, çevre köylerden getirilen mis gibi otlardan alıcam, kimyasal kullanmayı reddettiğim, her şeyden önemlisi de hiçbir canlıya zarar vermek istemediğim için ev fesleğen tarlasına döndü, belki gidip bir iki saksı daha alırım çünkü sivrisineklerin ebatları benim evcil hayvanlarımınkine yaklaştı, fesleğenleri yediklerinden şüpheleniyorum, benim kanım bu kadar besleyici değildir muhtemelen.
Orta yaşta kırsala göç eden her şehirli gibi, toprakla yeni tanışıyorum ben de. Bilge yerli halktan her gün yeni bir şey öğreniyorum. Ne zaman yağmur yağacağını, neyin yenip neyin yenmeyeceğini, arı soktuğunda hangi otu ezip zehri alması için yaraya sürüleceğini, yılan görürsek ne yapacağımızı (var valla, bahçede gördüm geçen gün)... Konuya öyle hakimler ki, hayran olmamak elde değil:) Geçen yaz arkadaşlarım geldi, Eski Datça'ya gittik kahvaltı yapmaya. Can Baba kahvesi var orada, gözlemesi çok leziz. İsmi bu değil ama çok da önemi yok, yaşadığı zamanlar Can Baba'nın en sevdiği yermiş burası. Köylü kadınlar yapıyorlar, bir taraftan da inciktir boncuktur danteldir bir şeyler işliyorlar. Ortam şahane. Orada oturup kahvaltımızı yaparken, etrafta koşuşturup duran çocuklardan biri saksılardan birine eğilip "Aaa karahindiba!" dedi, sonra kaldığı yerden koşmaya devam etti. Biz birbirimize baktık. "Karahindiba mı dedi o?" İdolüm o çocuk benim artık.
Bir de, çok kıskandığım kadınlar var. "Bağzı kadınlar çok güzel." Füruğ Ferruhzad mesela, Nilgün Marmara mesela... Özellikle bazı cümlelerini çok kıskanıyorum, neden böyle şeyler yazamıyorum diye hayıflanıyorum çoğu zaman. Benim de söyleyecek çok önemli sözlerim olsun, bunları da hakkıyla yapabileyim isterdim. Mesela bu:

Veya şu:
2 yorum:
"Orta yaşta kırsala göç eden şehirli" olmayı daha detaylı anlatmalısın sanırım bir ara... ya da anlatma heves eder geliriz şimdilik kalabalıkça, oraları da şeederiz :/
Kalabalıkça gelin, minik bi komün köyü kuralım, keçi de besleriz:)
Yorum Gönder