2 Mayıs 2016 Pazartesi

13. Gün (Arz-ı Hal)


Bugün yine sabahın kör vakti Gölge'nin çişine müteakip uyandım. Bıraksa uyurdum daha ama kalktıktan sonra da sabah çok tatlı geliyor niyeyse. Hava kapalı sabahtan beri, yağdı yağacak. Kimileri sıkıntılı bulur bu durumu ama benim içimi açıyor. Bilgisayarı alıp bahçeye çıktım iki gram huzur bulayım diye, öncesinde kahvemi de hazırladım en koyusundan. Benden güzeli yok. Yoktu. Gerçekten bu köpekler benim ömrümü kısaltıyor, aldığım huzuru aynı hızla geri veriyorum. Bahçenin fotoğrafını çekip koymaya utanıyorum resmen. Zaten yenmedik ayakkabımız kalmadı, bulamadığım bütün eşyalarım için önce bahçeye çıkıp bakıyorum. Koca bir koliyi oyuncak kutusu yaptım, dışarıdan bakanlar için çöp yığını; çünkü onların oyuncak diye nitelendirdikleri yenmiş pet şişe, pırtık pırtık olmuş ip yumakları, tahta parçaları, karton, plastik ıvır zıvırlar. Artık öyle zıvanadan çıktılar ki, masada otururken ayağımdaki terliği çekip alıyorlar.

Yine de inatla oturdum, kahvemin yarısından fazlasını tepişirken döktüler. Biri kör, diğeri çocuk. Sonra bugünün sorusuna baktım, hemen oturup yazmak gelmedi içimden. Çünkü ben bu tür sorularda çok fena çuvallıyorum. Biraz düşünmek istedim.

En sevdiğim ya da benim için anlam ifade eden şiiri yazmam istenmiş. Öyle zor ki buna cevap vermek. Çünkü zaman zaman ihtiyaçlarım değişiyor, durum bu; ben gerçekten bazı durumlarda şiire ihtiyaç duyuyorum. Bu yüzden "en sevdiğim" hangisi, ben de bilmiyorum, seçim yapmak zor. Edip Cansever desem Ece Ayhan'ın hatrı kalır, Ahmed Arif desem Cemal Süreya'nın boynu bükük. Fakat, şöyle de bir gerçek var ki:




Sonsuz ve öbürü














Bunu ekleyip öyle gideyim, içim rahat etmeyecek.
Ahmet Telli - Su Çürüdü



1 yorum:

SaÇaKLı dedi ki...

Bahçenin alt üst llmuş haline de razıyız bence :)